|
Mevlana |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
64 |
Dünyayı kucaklayan sevgi seli: Mevlânâ
Sevgide güneş gibi ol,
Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
Hataları örtmede gece gibi ol,
Tevazuda toprak gibi ol,
Öfkede ölü gibi ol,
Her ne olursan ol,
Ya olduğun gibi görün,
Ya göründügün gibi ol.
Mevlânâ Celaleddin Rumî
13. yüzyılda yaşamış bir İslâm âlimi olan Mevlânâ Celaleddin Rumi
Hazretleri, hoşgörüsü, insanlığa yaklaşımı, insan sevgisi ile tüm
insanlığa örnek teşkil etmiş, yazdıkları ve söyledikleriyle yüzyıllar
ötesine ulaşabilmiş mümtaz şahsiyetlerdendir. O her dilden, her dinden,
her renkten insanı kucaklamasını bilmiş, insanlığın hoşgörü ve sevgi
sembolü olmuş yüce bir kamettir. Bugün hâlâ kaynağını İlâhi ışıktan
almış, sevgi, hoşgörü ve akıl üçgeninde neşvünema bulmuş, düşünceleri
dilden dile dolaşmakta, insanlığa rehberlik etmektedir.
Mevlânâ Celaleddin Rumî, peygamber edalı tebessümlerin karanlık çağlara
yansıttığı ışık kaynaklarından biridir. Onu tanıyan, onun sevgi
iklimine adım atan İlâhi aşk yolundaki çileli yolculuğa ilk adımını
atmış sayılır. Onun sevgi çemberinin bir ufak halkası olmayı
başarabilmiş olanlar kâmil insan olma, yüksek ahlâka ulaşma yolunu
bulmuş demektir.
İşte insanlığa ahlâkı, ilmi, hikmeti, sevgiyi öğreten Hazreti Mevlânâ’nın hayatından ibret alınması gereken birkaç hadise...
ŞU ALTINLARI ÇAMURA ATIN
Günlerden bir gün devrin Selçuklu sultanlarından biri kabul etmesini
arzu ederek Hazreti Mevlânâ’ya birkaç kese altın göndermişti. Hazreti
Mevlânâ’nın talebelerinden biri altınları alıp Hazreti Mevlânâ’ya arz
edince, Mevlânâ talebesine döndü ve, “Beni gerçekten seviyorsanız bu
altınları dışarıdaki çamurun içine atınız!” buyurdu. Talebesi, Hazreti
Mevlânâ’nın bu isteğini emir telakki edip, hiçbir sual dahi sormadan
yerine getirdi. Bu olaya şahit olan bazı kimseler, çamurun içine atılan
altınları toplamak için hiç vakit kaybetmeden çamurun içine
dalmışlardı. Fakat kısa süre sonra üstleri, başları, yüzleri çamurdan
görünmez hâle geldi. Mevlânâ, talebelerine, onların bu vaziyetlerini
göstererek; “Bu altınlar, şu gördüğünüz dünya ehlinin üstünü başını
batırdığı gibi, âhiret ehli olanların da kalbini kirletir. Çeşitli
günahlara sevk edip ibadetlerden alıkoyar. Bunun için dikkat edilmesi
gereken nokta; hırs ve tama yapmadan kanaat üzere bulunmaktır. Dünyada,
âhiret saadeti için çalışılmalı, kazanılmalıdır. Çünkü İslâm, insanlara
faydalı olmayı emreder. Dünyadaki saadetlerden biri de helâl kazanmak
ve bu kazancını hayır ve hasenat yaparak âhirete göndermektir. Asıl
sermaye ise ilim, amel, ihlâs ve güzel ahlâk sahibi olmaktır.” buyurdu.
SEN YAZMAYI KABUL EDERSEN BEN DE SÖYLERİM!
Mevlânâ, Konya’ya geldikten sonra Tebrizli Şems ve Kuyumcu Selahaddin
adıyla bilinen iki önemli şahsiyetle yakın dostluk kurmuştu. Önce
Şems’in Konya’dan ayrılışı; ardından Selahaddin’in vefatı Mevlânâ’yı
çok üzmüştü. Allah, çok geçmeden ona bir dost daha gönderdi. Bu kişi,
Çelebi Hüsameddin’di. Mesnevi’nin meydana gelmesine o vesile olacaktı.
Çelebi Hüsameddin, Konya medreselerinde hocalık yapıyordu. Mevlânâ’ya
bağlandıktan sonra aralarında büyük bir yakınlık doğdu. Mevlânâ, o güne
kadar gazel türü şiirler yazıyordu. Bunlar büyük bir kitabı dolduracak
kadar çoğalmıştı. Çelebi Hüsameddin, onun daha büyük bir eser yazacak
duruma geldiğini hissetmişti. Bu konuda onu teşvik etmeyi düşünüyordu.
Bir gün Konya’nın Meram bağlarında geziyorlar, Mevlânâ şiirler
söylüyordu. Çelebi Hüsameddin, tam zamanıdır, diyerek düşüncesini
söyledi:
- Efendim, dedi. Bugüne kadar gazel tarzında pek çok şiir söylediniz.
Sizi sevenler, sizden yeni bir eser bekliyorlar. Böyle bir eser
yazsanız da sizi sevenler, onu okuyarak doysalar.
Mevlânâ, aslında buna hazırdı. Sarığının kıvrımları arasından bir kâğıt
çıkararak Hüsameddin’e uzattı. Bu kâğıtta, Mesnevi’nin ilk beyitleri
yazılıydı.
Hüsameddin’e:
- Oku, diye buyurdu. Çelebi Hüsameddin, Mesnevi’nin girişinde bulunan
ilk on sekiz beyiti büyük bir coşkuyla okudu. Tam da arzu ettiği gibi
bir eserdi. Okuyup bitirdikten sonra Mevlânâ’nın ellerine sarıldı.
- Efendim, dedi. Gönülden dilerim ki; bu şiirin devamını da söyleyin.
Mevlânâ:
- Bir şartla, dedi. Sen yazmayı kabul edersen ben de söylerim.
- Buna hazırım, dedi Hüsameddin. Mevlânâ, 19. beyitten itibaren
söylemeye başladı. Çelebi Hüsameddin de kaleme aldı. Kitap bittiğinde
cilt sayısı altıya, beyit sayısı 25.618’e ulaşmıştı.
MEVLÂNÂ’NIN AZ BİLİNEN BİR YÖNÜ: MEVLÂNÂ MÜSPET İLİMLE DE İLGİLENDİ
Mevlânâ Celaleddin Rumî sadece dinî ilimlerle değil aynı zamanda müspet
ilimlerle de ilgilenmiş, eserlerine de bu durum yansıtılmış- Onun
özellikle Mesnevi adlı eserinde bahsettiği mevzular arasında dünyanın
kendi ekseni etrafında dönmesi, atom gibi konuları sayabiliriz.
Mevlânâ, Mesnevi’sinde dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi ile
ilgili şunları söyler:
Dolap gibi dönüp duran gökten kıyas tut. Onun dönmesi nedendir?
... Ey gök, ne vakte dek yerin etrafında dönüp duracaksın?
... Bu gökyüzü de elinde olmaksızın dönüp durmada.”
Yine Mesnevi’de yer alan bazı beyitlerde günümüzün bilim adamlarını
dahi şaşırtacak biçimde atmosferi bir yumurtanın beyazına, dünyayı ise
bu yumurtanın sarısına benzetmekte, dünyanın uzayda boşlukta durduğuna
işaret etmekte, ayrıca mıknatıs ve kehribar örneğini vererek yer
çekiminin varlığına değinmektedir.
Mevlânâ’nın değindiği bir diğer konu da atomdur. Mevlânâ atom için
“zerre” kelimesini kullanarak henüz yakın zamanda keşfedilen “atom,
atomun yapısı ve atomun patlaması”na gönderme yapmaktadır. Mevlânâ’nın
zerrenin (atomun) içindeki güneşin (atom çekirdeğinin) “patlaması
hâlinde her tarafın yerle bir olacağından bahsetmesi” ve bu çekirdeği
de “kuzu postuna bürünmüş aslan”a benzetmesi oldukça ilgi çekicidir.
MEVLÂNÂ
1207 yılında Türkistan’ın Belh şehrinde doğdu. Asıl adı Muhammed
Celâleddin’dir. Mevlânâ ismi ona sonradan verilmiştir. Rumî denmesi ise
Anadolu’ya göç etmesiyle ilgilidir. Mevlânâ, Moğol tehlikesi sebebiyle
ailesiyle birlikte Selçuklular devrinde Anadolu’ya göç etti ve önce
Karaman’a, ardından Konya’ya yerleşti. Devrinin ünlü hocalarından
dersler aldı. Kendini çok iyi yetiştirdi. Ardından dersler vermeye
başladı. 1244 yılında Tebrizli Şems isimli bir dervişle tanıştı. Bu
tanışma, Mevlânâ’nın bütün hayatını değiştirdi. 17 Aralık 1273 yılında,
66 yaşında Konya’da vefat etti. Mevlânâ’nın Allah sevgisini dile
getiren şiirleri, vaazları ve mektupları şu kitaplarda toplanmıştır:
Mesnevi, Divân-ı Kebir, Fihi Mâfih, Mecalis-i Seb’a, Mektubât...
Her ne olursan ol; ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol
Dert; Allah’ı gizlice anmana vesile olacaksa tüm dünya malından
yeğdir. Dertsiz dua soğuktur. Dertli dua gönülden, aşktan gelir.
Kötü yaratılışlı kişiye ilim ve fen öğretmek, yol kesen eşkıyanın eline kılıç vermeye benzer.
Allah’tan edebe muvaffak olmayı dileyelim. Edebi olmayan kimse Hakk’ın lütfundan mahrumdur.
Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
Yarın yaparım deme. Nice yarınlar geçti. Ekin zamanı tamamıyla geçmesin; dikkat et!
|
Yorumlar |

|
|